Son Haberler
Facebook'ta Bizi Beğenin
Stres ve Başaçıkma
Doğumdan ölüme kadar süren yaşam sürecinde insanlar hoşlandıkları, keyif aldıkları, mutluluk veren olayların yanı sıra, kendilerini zorlayan, üzüntü veren ve üstesinden gelmek zorunda kalacakları yaşantılarla da karşılaşırlar. Yaşanan olay, kişiye sıkıntı duyuracak, yeniden uyum sağlamasını gerektirecek ve alıştığı yaşam ve çözüm biçimlerini sorgulatacak ya da değiştirecek nitelikteyse birey uyum sağlamak, zorlu olayın üstesinden gelmek ve yeniden rahatlayıp uyum sağlamak için çeşitli yollar deneyecektir. Bu noktada stres ve başa çıkma kavramlarından söz edilmektedir.
Stres ile ilgili tanımlamalar farklı boyutlarda devam etmekle beraber, Folkman ve Lazarus tarafından tanımlanan stres kuramı, bu alanda genel kabul görmektedir. Bu kurama göre stres, bireyin karşılaştığı, zorlayıcı bir durumda bireyin varolan kaynakları ile söz konusu durumun gereklilikleri arasında dengesizlik olduğunda ortaya çıkmaktadır. Yani diğer bir ifadeyle stres, bireyin huzur veya genel iyilik durumu ile ilgili değerlendirdiği ve/ veya kaynaklarını aşan veya zorlayan “kişi-çevre etkileşimi” sonucunda yaşanmaktadır.
Bu kurama göre stres çevre ve kişi arasındaki özel bir ilişkidir (etkileşim) ve süreçle ilişkilidir. Kişinin veya çevrenin bir özelliği olmadığı gibi basit bir uyaran veya yanıt da değildir. Süreçle ilişkili olmanın , stresin etkileşimsel kuramı ile ilişkili iki anlamı vardır: birincisi, kişi ve çevresi sürekli değişen dinamik bir ilişki içindedir ; ikincisi ise bu ilişki çift yönlüdür, insan ve çevrenin her ikisi de diğeri üzerinde etki yaratmaktadır.
İnsanlar her an bedensel ve ruhsal açıdan içsel ve dışsal uyaranlarla karşı karşıya kalmaktadır. Her uyaran, bireyin bedensel, ruhsal dengesini, düzenini ve uyumunu etkilemekte ve değiştirmektedir. Önemli olan uyaranın miktarı ve kişinin bu uyarana nasıl tepki verdiğidir. Örneğin yeni bir uyaran karşısında duyulan az miktarda stresin beyinde bilgi akışını hızlandırdığı bilinmektedir. Ancak stresin miktarı arttıkça, beyinde kimyasal alarm ortaya çıktığı için enerji transferi ve bilgi akışı engellenmektedir. Bu nedenle bireyin karşılaştığı durumun stres düzeyi kadar söz konusu duruma verdiği anlam ve durumla nasıl başa çıktığı da önem kazanmaktadır. Selye “ yaygın hastalıkların çoğu strese uyum gösterme eksikliğinden kaynaklanır” derken, çok çeşitli uyumsuzlukların nedenini başa çıkmaya bağlamaktadır.
“Baş etme” ya da “basa çıkma” (coping) sözcüğü ise kökenlerini, eski Yunanca’da “çarpmak” anlamına gelen “kolaphos” kelimesinden almaktadır. Ayni zamanda, ”karşılaşmak” ve ”karşı karşıya gelmek” anlamlarını taşımaktadır.
Kişilerin karşılaştıkları olumsuz olaylarla ne şekilde başa çıktıklarını belirlemek amacıyla yapılan ilk çalışmalarda, basa çıkma, ‘savunma mekanizması’ gibi bilinçaltı bir süreç olarak düşünülmüştür. Ancak çalışmalar ilerledikçe başa çıkmanın, stresli veya olumsuz olaylara cevap olarak ortaya çıkan ve tamamen bilinçli dışsal bir çaba olduğu ortaya konmuştur.
Başa çıkmayı ilişkisel bağlamda ele alan Folkman’a göre başa çıkma, bireyin dış ve iç dünyanın yarattığı gereksinim ve zorlukları gidermek, onları kontrol altında tutmak, gerginlikleri azaltmak için gösterdiği bilişsel ve davranışsal çabayı tanımlar ve bu çabalar sonuçlarından bağımsızdır. Stresli durumun yarattığı ve kişinin kaynaklarını aşan iç-dış taleplere karşı, “problem durumu” kontrol altında tutma, ortaya çıkan tepkiyi azaltma ya da bunlara dayanabilme çabalarının oluşturduğu başa çıkma davranışlar, sonuçlarından bağımsız olarak kabul edilmektedir.
Basa çıkmanın işlevinin ise genel olarak, bireyi olumsuz fiziksel ya da psikolojik sonuçlardan korumak olduğu bildirilmektedir